Film Tren istasyonunda başlar. Hachi yük, eşya taşır misali vagondan indirilip yeni sahibine doğru yol alırken, kendisini taşıyan el arabası tökezler. Hobaleyy misali yere düşer. İstasyonda ne yapacağını bilmeyen kazlar gibi sağa sola dolanırken, bir adamın önünde durur ve aşağıdan yukarıya doğru melül bir bakış atar. Elemanımız bir profosördür. Bu sevimli köpeği yanına alan profosör önceleri ondan kurtulmaya çalışsada artık ayrılmaz ikili olurlar.
Kendileri Safkan Akita cinsi köpek olan Hachiko her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen profosöre eşlik eder. Tren istasyonunun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıkdan sonra evine geri döner. Bizim Hachi Profun dönüş saati yaklastığı sırada bir koşu istasyona gider. Bunu gören bizim prof noluyor lan bu benim akşam dönüş saatlerimi nasıl hesaplıyor desede seni gidi akıllı hachii diyerek aralarında ensest bir ilişki doğar.
Bunun adı sevgidir. Bundan sonra bizim hachi sahibini istasyona bırakır, Zamanı geldiğinde sevgiliye duyulan özlem misali çıkışda her zaman profu karşılar. Gözü ondan başkasını görmez. Görenlerin şaşkınlıklarını gizleyemediği bu olay her gün tekrarlanır. Hiç saatini şaşırmayan hachi bir gün sahibinin neden geç geldiğini anlayamaz. İşte tam da hikaye burada başlar. Hachi boynu bükük eve döner. Ertesi gün aynı saate bir daha gider ama ne gelen vardır ne de giden. Bizim duygusal hachi bu olayı kafasına takar. Depresyona girer. Şimdi sayın okuyucu kitlesi ben burdan sonrasını anlatmak istemiyorum. Hani izlemek falan istersin ondan dolayı başka yerden konusunu okuyupta filmin içine etme. Şunu bilmelisin ki Hachi Japonya da bir kahramandır. Heykeli dikilesi olmaktan çıkmış, bizzat heykeli dikilmiş türüne az rastlanır bir hikayeye sahiptir.
İzleyin, izlettirin cinsinden olup, ölmeden önce izlenilesi film kategorisine kendilerini soktuğumu belirtmek isterim.



