'Ölmeden önce izlenmesi gereken filimler' Kategorisi Arşivi»

The Notebook

Yönetmen : Nick Cassavetes
Senaryo : Jan Sardi , Jeremy Leven , Nicholas Sparks (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Robert Fraisse
Müzik : Aaron Zigman
Yapım : 2004, ABD , 115 dk.

İmdb puanı:  8.0/10

Oyuncular: Ryan Gosling (Noah Calhoun) , Rachel McAdams (Allie) , James Garner (Duke) , Gena Rowlands (Allie Calhoun) , James Marsden (Lon Hammond) , Sam Shepard (Frank Calhoun) , David Thornton (John Hamilton) , Joan Allen (Anne Hamilton) , Kevin Connolly (Fin)

 

İyi çekilmiş, iyi bir film. Konusu yer yer klişe de olsa -ki bence bu sorun değil- çekimler şahane, oyunculuklar muazzam. Türünün nitelikli örneklerinden…. Abartılmadığı sürece güzel, akıcı, sevgiliyle izlenesi, aşkı ibret alınası. Böyle aşk var mı dedirten  Titanic  varimsi, bir  filmdi”abartmak mı”. Zengin kız, fakir çocuk, zengin nisanlı eksenlerinde gidip gelen, izlerken içinizi ısıtan, bittiğinde buruk bir hava veren, izle izlettir cinsinden bir film olarak akıllarda kalsa gerek. Bana göre  filmin tek bir kahramanı vardır; Aşk’ın her anını yaşayıp asla pes etmeyen, gitmesi gerektiği yere kadar götüren Noah’ dır. İizleyin ama gaza gelip noah’ın performansını sevdiceğinizden beklemeyin derim. gün geliyor bir demet çiçek almak zul geliyor günümüz erkeklerine, kaldı ki elleriyle koskoca malikane yapmak.. peh! Bir de utanmadan içini döşemek…. ”şöyle sapına kadar bir aşk filmi izlemek istiyorum, romantik komediler beni kesmiyor” diyenlerin derdine derman olacak bir film.

Hachiko

Film Tren istasyonunda başlar. Hachi yük, eşya taşır misali vagondan indirilip yeni sahibine doğru yol alırken, kendisini taşıyan el arabası tökezler. Hobaleyy misali yere düşer. İstasyonda ne yapacağını bilmeyen kazlar gibi sağa sola dolanırken, bir adamın önünde durur ve aşağıdan yukarıya doğru melül bir bakış atar. Elemanımız bir profosördür. Bu sevimli köpeği yanına alan profosör önceleri ondan kurtulmaya çalışsada artık ayrılmaz ikili olurlar.

Kendileri Safkan Akita cinsi köpek olan Hachiko  her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen profosöre  eşlik eder. Tren istasyonunun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıkdan sonra evine geri döner. Bizim Hachi Profun dönüş saati yaklastığı sırada bir koşu istasyona gider. Bunu gören bizim prof noluyor lan bu benim akşam dönüş saatlerimi nasıl hesaplıyor desede seni gidi akıllı hachii diyerek aralarında ensest bir ilişki doğar.

Bunun adı sevgidir. Bundan sonra  bizim hachi sahibini istasyona bırakır, Zamanı geldiğinde sevgiliye duyulan özlem misali çıkışda  her zaman profu karşılar. Gözü ondan başkasını görmez.  Görenlerin şaşkınlıklarını gizleyemediği bu olay her  gün tekrarlanır.  Hiç saatini şaşırmayan hachi bir gün sahibinin neden geç geldiğini anlayamaz. İşte tam da hikaye burada başlar. Hachi boynu bükük eve döner. Ertesi gün aynı saate bir daha gider ama ne gelen vardır ne de giden. Bizim duygusal hachi bu olayı kafasına takar. Depresyona girer. Şimdi sayın okuyucu kitlesi ben burdan sonrasını anlatmak istemiyorum. Hani izlemek falan istersin ondan dolayı başka yerden konusunu okuyupta filmin içine etme. Şunu bilmelisin ki Hachi Japonya da bir kahramandır. Heykeli dikilesi olmaktan çıkmış, bizzat heykeli dikilmiş türüne az rastlanır bir hikayeye sahiptir.

İzleyin, izlettirin cinsinden olup, ölmeden önce izlenilesi film kategorisine kendilerini soktuğumu belirtmek isterim.

İmdb: 8.1, Rotten:5.5