'Ölmeden önce izlenmesi gereken filimler' Kategorisi Arşivi»

Black

Black:  

Yönetmen: Sanjay Leela Bhansali

Yazar: Sanjay Leela Bhansali (senaryo)

Oyuncular:  Rani Mukherjee,  Amitabh Bachchan,  Nandana Sen, Ayesha Kapoor,  Arif Shah,  Bomie E

Tür: Drama

Yapım yılı: 2005

Süre: 122 dk.

Ülke: Hindistan

Dil: İngilizce

Konu: hayatını karanlıkta yaşamaya mahkum sağır ve kör bir kızın, öğretmeni sayesinde….Tıkla

İmdb puanı: 8

rottentomatoes puanı: 80

Kayhanovic: 10

Bu filmi ötelediğim için üzgünüm. Hani bazı anlar vardır kelimeler kifayetsiz kalır. Black için söyleyeceğim tek kelime ”mükemmel’ olacaktır. Benim düştüğüm hataya düşme emi yavrum. Bul edin ne yaparsan yap black’i izle. Hatta arşivine koy dursun bir kenarda. İnsanlığını hatırlatsın. Bu film İMDB de TOP 250 arasında yoksa; bil ki fazla bilinmediğindendir.  Michelle nin dediği gibi: Söz konusu Tanrı ise hepimiz körüz. Hayatında bazı şeylerin normal gitmediğini düşünüyorsan otur izle…

Celda 211, The Man From Nowhere, City of Life and Death

 

Celda 211:

Yönetmen: Daniel Monzón
Yazar: Francisco Pérez Gandul (roman), Jorge Guerricaechevarría & Daniel Monzón (uyarlama)
Oyuncular: Luis Tosar, Alberto Ammann, Carlos Bardem
Tür: Aksiyon|Dram
Yapım yılı: 2009
Süre: 110 dk.
Ülke: İspanya
Dil: İspanyolca

İmdb puanı: 7.7

rottentomatoes puanı: 87

Kayhanovic: 9


Hapishane filmlerini seven bir tipsen mutlaka izle derim. Hapishane filmlerini sevmiyorsan her şeyin bir ilki vardır mutlaka izle derim. Sonuç olarak izlemen de fayda var.

The Notebook

Yönetmen : Nick Cassavetes
Senaryo : Jan Sardi , Jeremy Leven , Nicholas Sparks (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Robert Fraisse
Müzik : Aaron Zigman
Yapım : 2004, ABD , 115 dk.

İmdb puanı:  8.0/10

Oyuncular: Ryan Gosling (Noah Calhoun) , Rachel McAdams (Allie) , James Garner (Duke) , Gena Rowlands (Allie Calhoun) , James Marsden (Lon Hammond) , Sam Shepard (Frank Calhoun) , David Thornton (John Hamilton) , Joan Allen (Anne Hamilton) , Kevin Connolly (Fin)

 

İyi çekilmiş, iyi bir film. Konusu yer yer klişe de olsa -ki bence bu sorun değil- çekimler şahane, oyunculuklar muazzam. Türünün nitelikli örneklerinden…. Abartılmadığı sürece güzel, akıcı, sevgiliyle izlenesi, aşkı ibret alınası. Böyle aşk var mı dedirten  Titanic  varimsi, bir  filmdi”abartmak mı”. Zengin kız, fakir çocuk, zengin nisanlı eksenlerinde gidip gelen, izlerken içinizi ısıtan, bittiğinde buruk bir hava veren, izle izlettir cinsinden bir film olarak akıllarda kalsa gerek. Bana göre  filmin tek bir kahramanı vardır; Aşk’ın her anını yaşayıp asla pes etmeyen, gitmesi gerektiği yere kadar götüren Noah’ dır. İizleyin ama gaza gelip noah’ın performansını sevdiceğinizden beklemeyin derim. gün geliyor bir demet çiçek almak zul geliyor günümüz erkeklerine, kaldı ki elleriyle koskoca malikane yapmak.. peh! Bir de utanmadan içini döşemek…. ”şöyle sapına kadar bir aşk filmi izlemek istiyorum, romantik komediler beni kesmiyor” diyenlerin derdine derman olacak bir film.

Hachiko

Film Tren istasyonunda başlar. Hachi yük, eşya taşır misali vagondan indirilip yeni sahibine doğru yol alırken, kendisini taşıyan el arabası tökezler. Hobaleyy misali yere düşer. İstasyonda ne yapacağını bilmeyen kazlar gibi sağa sola dolanırken, bir adamın önünde durur ve aşağıdan yukarıya doğru melül bir bakış atar. Elemanımız bir profosördür. Bu sevimli köpeği yanına alan profosör önceleri ondan kurtulmaya çalışsada artık ayrılmaz ikili olurlar.

Kendileri Safkan Akita cinsi köpek olan Hachiko  her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen profosöre  eşlik eder. Tren istasyonunun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıkdan sonra evine geri döner. Bizim Hachi Profun dönüş saati yaklastığı sırada bir koşu istasyona gider. Bunu gören bizim prof noluyor lan bu benim akşam dönüş saatlerimi nasıl hesaplıyor desede seni gidi akıllı hachii diyerek aralarında ensest bir ilişki doğar.

Bunun adı sevgidir. Bundan sonra  bizim hachi sahibini istasyona bırakır, Zamanı geldiğinde sevgiliye duyulan özlem misali çıkışda  her zaman profu karşılar. Gözü ondan başkasını görmez.  Görenlerin şaşkınlıklarını gizleyemediği bu olay her  gün tekrarlanır.  Hiç saatini şaşırmayan hachi bir gün sahibinin neden geç geldiğini anlayamaz. İşte tam da hikaye burada başlar. Hachi boynu bükük eve döner. Ertesi gün aynı saate bir daha gider ama ne gelen vardır ne de giden. Bizim duygusal hachi bu olayı kafasına takar. Depresyona girer. Şimdi sayın okuyucu kitlesi ben burdan sonrasını anlatmak istemiyorum. Hani izlemek falan istersin ondan dolayı başka yerden konusunu okuyupta filmin içine etme. Şunu bilmelisin ki Hachi Japonya da bir kahramandır. Heykeli dikilesi olmaktan çıkmış, bizzat heykeli dikilmiş türüne az rastlanır bir hikayeye sahiptir.

İzleyin, izlettirin cinsinden olup, ölmeden önce izlenilesi film kategorisine kendilerini soktuğumu belirtmek isterim.

İmdb: 8.1, Rotten:5.5

THE STONING OF SORAYA M. (SÜREYYA’YI TAŞLAMAK)

ROMAN: Freidoune Sahebjam
YÖNETMEN:Cyrus Nowrasteh
SENARYO: Cyrus Nowrasteh, Betsy Nowrasteh
OYUNCULAR: James Caviezel (The Passion Of The Christ, Pay It  Forward), Shohreh Aghdashloo (House Of Sand And Fog, X Men:  The Last Stand) , Mozhan Marno , Navid Negahban (24)
YAPIMCILAR: Stephen McEveety, John Shepherd, Todd Burns
YAPIM YILI: 2009
TÜR: Dram, Gerçek Hikaye

Süreyya yı taşlamak bir film olarak görülmemeli. Filmin içeriğini az çok bilirken, şoray karakterini zerre kadar tanımıyorken, film bittiğinde şorayı içimde hissettiğimi, ona yapılan her zulümü bağrımda hissedeceğimi bilseydim elimde olan bu filmi çok daha önceleri izlerdim. Avatar ve İnception’ u üst, üste koysalar kesinlikle insan üzerinde bu derece etki bırakamaz. İlk defa bir filimden sonra su içesim, elimi yüzümü yıkayasım geldi. Bugüne kadar evet çok film izledim ama hiç birisi şoray kadar beni etkilemedi desem yalan olur. İslam kisvesi adı altında verilen kararlar, riyakarlık, gıybet, şehvet dolu insanların bir araya toplanıp çemkirmesi Allah’ ı bu işe alet etmeleri… Çok gerçekciydi. İzlerken bu olayların Dünya’ nın her hangi bir tarafında gerçekleştiğini, gerçekleşebileceğini bilmek duygusu işte insanı çileden çıkartan, insanı Süreyya ya bağlayan kesit olsa gerek.

İp Man

Olay budur dedirten filmin ta kendisidir.  Ölmeden önce izlenilmesi gereken filimlere bir yenisini daha eklediğim için ayrı bir şekilde mutluyum. Bu kategoriye nedense hep uzakdoğu filimlerini ekliyorum. İp Man de uzakdoğu filmidir. Bruce Lee nin çok filmi çekilmiştir. Yok oğluydu, yok hayatıydı, yok karısısıydı, görümcesiydi, kaynatasıydı falanda fıstık dersiniz ama hiç hocası var mıdır, yok mudur diyeniniz olmaz. Bruce Lee ye bu dövüş sanatını herhalde uzaylılar öğretmediğine göre bir bilge mutlaka olmalı. İşte bu Film o ustanın hayatını anlatıyor. Anlatıyor ama ne anlatıyor. Dillere destan bir şekilde. Aha da benim gibi ölmeden önce mutlaka izle çığırtkanlığında. Açıkcası ben dövüş filimlerini pek sevmem, haz etmem. Bayağı bulurum. Havada ucan adamlar, ölmek bilmeyen figüranlar, ölüp, ölüp tekrardan dirilinenler ama İp Man apayrı bir film. O’ nu ancak izlediğinizde hak verirsiniz. İp Man’ i oynayan Donnie Yen sen nasıl bir adamsın. Sen insanmısın ya! Bu nasıl bir özgüvendir. O güzel tebessümü izleyeciye nasıl bir aktarma şeklidir. Bu ne ustaca bir rol kesmedir.  Bu filmin  ülkemize gelmemiş olması  çok ama çok büyük bir kayıp. İMDB’ de  en iyi 250 film arasında  hızla yukarılara doğru yükselip 8.2 gibi bir oy oranına sahip bir filmi  Gişe üzerine kurulmuş olan bu sektör aslında sinemadan zerre kadar anlamadığını bir kez daha kanıtlamış olsa gerek.

Agora-İskenderiyeli Hypatia

”İskenderiyeli Hypatia” Tek sucu erkeklerin dunyasında Kadın Olmaktı. Belki de o tarihin görmüş olduğu en güçlü kadınların başında geliyordu. MS 4.yy’da yaşamış, çoğu kaynağa göre de bilim tarihinin ilk önemli kadın bilimcisi. Kadınların erkeklerle eşit olmadığı bir dönemde yaşamış olan İskenderiyeli Hypatia Tarih, coğrafya, astronomi, matematik, geometri, din, felsefe gibi alanlar da kafayı tırtlatan, tarihin tozlu yapraklarında böyle güçlü bir kadının yasadığını bilmek heyecan verici bir durum. Başrolünü Rachel Weisz oynadığı  son zamanlarda ispanyadan cıkma bomba filimlerden biri… Şayet bu filmi holivud yapsa idi inanınki bilbordlardan aşağıya inmezdi.

Yeopgijeogin Geunyeo – My Sassy Girl

Öncelikle sunu belirtmek gerekirse film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Ho-Si’k-Kim adlı bir elaman İnternette kız arkadasıyla aralarında geçen olayları hikayeştirip yayınlar. Önceleri bu hikayeler kitaplaştırılır. Akabinde Filmi çekilir.Artık pazarlama taktiğimidir bilemem ama   Japonya’da bu filmin dizileştirilmiş versiyonu yayınlanmaktadır. Japonlar gibi Hintliler’de bir versiyonunu cevirmiştir. Onca popüler olan bir konuyu Holivud cekmez mi sanıyorsun. Onlar da durmamıs My Saasy Girl i çekmişler. Gel gelelim kopyaları aslını yüceltir. Farkındayım bu filmi şimdiden merak etmeye başladın. Bu arada Türkçe ismi Hırcın Sevgilim‘dir.

Taegukgi hwinalrimyeo (Brotherhood)

Daha önce yapmak isteyip ama bir türlü el atamadığım yeni bir kategori olusturdum. Ölmeden önce izlenmesi gereken filimler listeme ilk filim olarak güney kore’den, telafuzu zor ama etkisi büyük bir filim olan Taegukgi hwinalrimyeo (Brotherhood) ile siftah acıyorum. Kimbilir belki de böylece Top 100 ümü yapmış olurum.  İşte son zamanlarda izlediğim, şayet holivud cekse idi milyon dolar reklamlarıyla dilden dile anlatılası bir yapıt.  Güney ve Kuzey Kore savaşını anlatan bir film , savaşın iğrenç tarafını ortaya koyan bir yapım , Amerikan sinemasından farklı olarak kendine kahraman yaratmayan aksine kendisinin bağlı olduğu toplumu acımasızca  eleştiren cesur bir filim. Savaş karşıtı, savaş filmi. Aynı milletten, aynı iki dili konusan iki ordunun  birbirine girmesini gösteren ensest bir filim. Şiddetin esirgenmediği, duygunun her anında varlığını hissettirdiği bir savaş filmi. Kendi propagandalarını yapmaktan bir adım öteye geçemeyen batı sinemasına karşı uzakdoğudan güzel bir film.  İçinde ABD olmasına rağmen ABD bayrağını görmeden izleyebileceğiniz bir filim.


Evin göz bebeği, elinden kalem düşmemesi için her türlü fedakarlığı yapan bir abi… Kuzey Kore, Güney Kore savası sürdüğü sıralar… Günlerden bir gün okuması, kalem tutması  gereken kardeş askere zorla alınınca, peşinden her türlü cephede elini bırakmayan, madalya kazanıp kardeşini cephe gerisine gönderebilmek için  her türlü fedakarlığı yapan bir abi… Abisini bırakmamak için yanından asla ayrılmak istemeyen bir kardeş… Sevginin ideolojilerden güçlü olduğunu kanıtlayan bir yapım. Ben  acıkcası sevdim.

Fragman