Ocak, 2012 Ayının Arşivi»

Muhtemel İran Savaşı

Aha da ben demiştim demek için geleceğe bir not düşmek istiyorum. İran ile ABD savaşı çıkacak. Yeminlen! Valla bak doğru söylüyorum… Neyse  bunu ön görmek için profosör olmaya  gerek yok. Uluslar arası bilmem ne üniversitesinden diplomayada hiç ama hiç gerek yok. Bir şeyler geliyor bu apaçık belli. Doların durdurulamaz artışı, Ortadoğu kaynaklı sıkıntılar, Suudi Arabistanın son bir iki senedir silah alımı… Örnekleri açıp üstüne bir iki tane de yumurta kırdıkmı kıvamına gelir savaş menümüz.   ABD kıçı kırık Irak’ a tek başına girince almış olsa gerek boyunun ölçüsünü.  Arefin dediği gibi daha fazla, daha fazla paraya ihtiyaç duydu. Ee süper güç de olsan kolay değil bu işler.  İMF, Dünya bankası gibi ticari kuruluşlara ve Dolar basımı gibi bir güce sahip olsan bile bir yere kadar hacı. Bunun tefesi, tüfesi borsası kılı, tüyü var da var…  Borç, borç nereye kadar. Süper Güç dediysek bir yere kadar… Şimdi böyle bir durumda ABD nin yerinde olsam Libya örneğinde olduğu gibi asla tek başına bir hareketde bulunmam. Hem ne gerek var ki! BM ve NATO gibi sacma kuruluşlar benim sözümün altındayken bir karar almak ülkeme getirisinden çok götürüsü olacağına inanırım. Kamuoyunun tepkisini almaktansa kamuoyu denilen güruhu yanıma alıp  savaş kararı almak daha bir akıllıca gelir. Nato denilen 4 harf bir kelimeden oluşan gürühun da yardımı ile düşmanlarımın etrafına barış adı altında füzeler yerleştirir, müttefiklerime uçak, silah, füze zart, zurt gibi hırdavat satarak düşmanımın çevresine istimlak duvarı örerim. Lan canım sıkıldı bugün İrana dalayım bari demekle olmuyor bu işler. Sonuçta karşında ne bir Libya ne de bir Irak var. Irak gibi toplama bir halka, Libya gibi paralı askerlere  sahip değil. Her İranlı az çok Türkler gibi silah tutmayı, atış yapmayı bilir. Sırf bundan dolayı bile İran da kimmiş yeaaa demekle de olmaz.  Gözünü karartsan bile böyle bir durumda sırf santranç tahtası niyetine Çin ve Rusya gibi devleri karşına almanda ihtimal. Böyle bir durumda o zaman en iyisi it dalaşı yapmaktır. Havlayıpta ısırmamak bile aslında bir taktik, oyalanmak açık bulmak için bir tercih olabilir. Burada daha önce bahsettiğim gibi Ekonomik Tetikçileri yollamak işe yaramayacağına göre, geriye iki secenek kalıyor kaos ve savaş…


Sevgili oviçler 2 secenek var. Ya bir Dünya savaşı olmalı. (Öyle deme! Silah satmak da bazen ekonomileri düzlüğe çıkartır).Alan memnun satan memnun hesabı…  Ya da öyle bir olay olmalı ki İran kamuoyu denilen gürüh tarafından bile yalnızlaştırılmalı… Demokrasi insan yahu hakkı lan demek bile işe yaramamalı… Temmuz ayında Londra da gerçekleşecek olimpiyatlara gölge düşer ve bunun altından sözde İran çıkar ise doğacak olan tepkiyi düşünebiliyor musun? O zaman İran-ın yanında Ne Rusya ne de Çin kalır. Aynen ikiz kuleler misali. Niye girdin lan Ortadoğuya dedik mi? Demedik… Şayet ilk 6 ay da bir şey çıkmaz ise gözünüz olimpiyatlarda olsun efendim…  Allah İran’ın yar ve yardımcısı olsun. Etrafında  bu kadar çok çakal toplanmışken işleri hiç ama hiç kolay değil. Unutmayın bu cumhuriyeti kurarken nelerden vazgeçtiğimizi ancak biz biliriz. Hasta Osmanlının avuçta kalan toprakları bile bizleri Araplar gibi rehavet içinde yaşatabilirdi. İzin vermediler. 100 yıllık bir planın sonucunda bu durumlara geldik.  Çanakkale savası sırasında, İngiliz ordusu altında! çarpısan devletler gibi  ülkemin Nato başlığı adı altında İrana cephe alma ihtimalini düşünemiyorum… İngiliz ve ABD gibi sömürgeci ülkelerden dost olmaz… Müslüman, müslümana kafirler istediği için diş göstermez. İnşallah bu durumlar geldiği zaman, kendi kararımızı kendimiz veririz…

Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin…

Yıllardır peşinden çocuksu bir heyecanla koştuğumuz futbol topunun masumiyetini yitirerek kirlendiğini üzülerek kabul etmek zorundayız. Gönül verdikleri renkler ne olursa olsun, pek çok sporseverin de bu hayal kırıklığını paylaştığına eminiz.

Futbolda organizasyon deyince 3-5-2 / 4-3-3 gibi saha içi dizilişleri hatırlayan sıradan insanların; futbol üzerinden haksız menfaat elde etmek için şike, teşvik primi, tehdit, baskı gibi sporun ruhuna tamamen aykırı araçları defalarca kullanmış organize suç şebekelerini ve çeteci zihniyeti hâlâ savunanları anlayış ve olgunlukla karşılaması da beklenmemelidir.

Yemyeşil bir sahada, tertemiz bir topun yuvarlanması sonucu futbolun adaletinin 90 dakikaya sığdığına inananlar, savcılık makamının iddianamesini hazırladığı süreçte hiç olmazsa futbolu yönetme iddiasında olanlardan soğukkanlı ve adil bir çözüm beklediler.

Görünen o ki, gölgede kalmış ilişkilerden, kirli ezberlerden, kökleşmiş önyargılardan kurtulamayanların böyle bir niyeti hiç olmamış.

Özellikle Galatasaray Spor Kulübü’nün Fair Play ve spor hukuku dersi niteliği taşıyan onca sağduyulu açıklama ve uyarısına rağmen, varlık nedenini unutmuş görünen Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun sorumluluktan kaçarak, ülke futbolunu bu hale getiren “olağan şüphelilere” suçun tanımını ve cezai karşılığını soracak olması da nesiller boyu anlatılacak son kara mizah olarak örneği olarak hafızalara yerleşmiştir.

Dillerinden düşürmedikleri endüstriyel futbol teranesiyle maddi çıkarlarının zedelenmesi riskini öne sürerek futbol topunu kirletmekten çekinmeyenler bilmeli ki, maç bileti-kombine kart-lisanslı ürün-şifreli yayın için dekoder satın alarak futbol ekonomisini yaratan ve büyütenlerle, kolayca kandırabileceklerini zannettikleri futbolseverler aynı insanlardır.

Sesiyle, nefesiyle, alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla gönül verdiği kulüpleri destekleyen ve ayakta tutan taraftarlardır, aptal yerine konmak istenen insanlar!

Biz insanları heyecanlandıran ve mutlu eden basit bir oyuna, bunca pisliği bulaştırmış olanlardan hesap sorulmama ihtimalini, birilerinin kulağının üzerine yatarak üç maymunu oynamasını kabul edemeyiz.

Ve buradan, futbolun tüm aktörlerine bir kez daha sesleniyoruz;

Hukukun üstünlüğüne mazeret bulmayın, minareyi çalanlara kılıf aramayın. Futbol oyununu koruyun. Çıkar hesapları içinde bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak artık kendinizi küçük düşürmeyin. Futbolu temizleyin ama önce siz temizlenin.

Bunu yapamıyorsanız, niyetiniz ve cesaretiniz yoksa, biz de yokuz! Bunu yapamazsanız, işte o zaman dilinizden düşürmediğiniz “marka değeri”nin nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz… Ne kadar üflerseniz üfleyin, için için yanan bu ateşin sönmeyeceğini ve önlem alınmazsa elinizdeki pis kokan küllerin para etmeyeceğini de göreceksiniz.

Avrupa’ya hatta dünyaya meydan okuyan futbol takımları hayal eden bizlerin, UEFA ve FIFA tarafından “şikeci ülke” olarak damgalanması ve uluslararası rekabetten yıllarca dışlanması an meselesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu berbat açmaza duyarsız kalması beklenemez. Güzel ve yalnız ülkemize, en azından uluslararası spor arenasında hakkıyla sahip çıkması gereken herkesi de göreve çağırıyoruz.

Büyük Galatasaraylı Tevfik Fikret’in “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin” sözünü hiç aklımızdan çıkarmadan, yalnız çıktığımız bu yolda bizlerle birlikte yürüyeceğinize inanıyoruz.

Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları


RERERERARARA