Türk Telekom Arena Stadı yani Aslantepe’ den kombinemi almış bulunmaktayım. Tam olarak yerim Pegasus. 2.kat, sira 4. koltuk 15… uA’ nın konuşlandığı bölgenin biraz üstünü tercih ettim. Ne kadar benimsemediğim bazı hareketler, oluşumlar olsa bile Tribünden ayrı kalamıyorum. Hem atmosfer, hem seyir zevki istediğimden dolayı bu yeri tercih ettim. Umarım bulunduğum bölgede godomanlar yoktur. Aslında Hell grubu doğu veya güney düşüneceğine bu noktaya gelse çok tatlı bir ambiyans oluşabilir. Bu konuda kulis yapmaktayım. Açı olarak düşünüldüğünde alt Tribün ile karşılıklı iyi hede, höde yapılır. Bknz: Bjk Kapalısı…
Eylül, 2010 Ayının Arşivi»
Kelebenk
Makro söz konusuyken, buna bakan, şuna da bakar. Hatta buraya da bakar.
Bu ülkenin % bilmem kaçı nedir?
Bu ülkenin %60 cahil midir?
yoksa
Bu ülkenin %42 si kibirli midir?
Peki
Bu ülkenin yüzde 60′ı aptal ise
Bu ülkenin yüzde 42′sinin
ruh hastası olma ihtimali kaçtır?
Aziz Nesin bildiğim kadarıyla Aslında yüzde 92 diye geçti içimden… Ama ağzımdan yüzde 60 çıktı…” Yani konu, 1982 Anayasası’nın yüzde 92 oyla kabul edilmesiydi. Böyle bir karar alan millet aptaldır demek istedi. Ee doğru söylemiş adamcağız. Denize düşen misali şaka gibi ya… Ortada bir söz var ama hangi zihniyete karşı söylenildiğini kimse açıp araştırmıyor! Baksana arkadaş darbe anayasasını kabul eden %92 en azından %42 ye düşmüş… Aziz Nesin yaşasaydı 13 Eylül sabahı Kenan Evren yönetimi için dava açanlardan biri olurdu! Hem Aziz Nesine sarılan halk partililer beni mantık erozyonuna uğratıyor. Hakikaten kim aptal, kim koyun tartışılır! Oku bakalım Aziz Nesin Halk partililer için zamanında ne demiş?
Hazımsızlığa karşı herkese Soda
Refaterör yanlısı, Sağ da, Sol da fanatizm sınırlarında dolaşıp. Kendi fikrini hart, hurt, zart, zurt etkinlikleri içinde belirten. Ülkenin sürekli parçalanıp bölüneceği paranoyası ile büyümüş olduğundan muhalif her fikre baştan karşı cıkan, biz ve diğerleri’ ayrımının belini kırmış, kendi gibi düşünmeyeni vatan haini bellemiş, tartışma sırasında kendisinin ne kadar “Atatürkçü, solcu, ilerici, çağdaş görüşlü vs.”; geri kalan herkesin ise ne kadar “dinci, gerici, liboş, ikinci cumhuriyetçi, sorosçu, emperyalist uşağı, işbirlikçi vs.” olduğundan bahseden, sağ da, sol da bas bas Hayır propagandası yaparken, sonra hiç utanmadan özgür değiliz üstümüzde baskı var hayır demeye korkuyoruz diyen, muhtemelen 13 Eylül’ den itibaren cahil, cuhala deme şenliklerine katılması beklenen tüm dostlarıma, arkadaşlarıma, akrabalarıma; Avrupada pek cok ulkede su yerine icilen,hazmı kolaylaştıran, 0 kalori sodayı tavsiye ediyorum. Afiyet bol şeker olsun efendim. Midede aşırı yanma, kaşınma gibi rahatsızlıklar hissedildiği an en yakın kliniğe gidilmesi, doktor kontrolü altında kullanılması uygun görülür.
Şeker bayramın kutlu, ramazan bayramın mübarek olsun
Arkadaş 1 ay boyunca bu yaz sıcağında, susuzluktan seraplar görmüş olup, Allah rızası için oruç tutmuşum. Bunun akabinde bir ödül olarak ben ve benim gibilere bayram hediye edilmiş. Şimdi sen hiç bir bok yapma, ayy tutamıyorum çok sıcak de sonra çık bu bayramın ismini değiştirip! Sağ da, Sol da Şeker bayramınız kutlu olsun de. Yok böyle bir şey. Bu bayramın adı Ramazan bayramıdır. Oruç tutanların veya tutamayıp başka yollardan bu ibadeti gerçekleştirenlerin bayramıdır. Ha diğer geri kalanların Şeker Bayramı olabilir. O başka mesele. Ama bunun bilincinde olacaksın. İşte bu yüzden Şeker bayramın kutlu, Ramazan bayramın mübarek olsun…
Ateşle Oynayan Kız
Bu aralar içinde kız olan romanlara fena sarmış durumundayım. Varsa kızlı, mızlı bir şey söyleyin hemen okuyacağım. Ejderha dövmeli kız dan sonra serinin ikinci kitabı olan Ateşle oynayan kızı da bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi pusuya yatmış bir şekilde, romanın son serisi Arı kovanına tekme atan kızı beklemekteyim. Türkçeye cevrilmedi. O derece gündemi yakinen takip ediyorum. Birbiriyle çok alakalı olmasa da ilkini okumadan, ikincisini okumayacaksın. Hatta benim gibi son seriyi bekleyeceksin. Ben ne diyorsam itaat et. Öyle bir yer de bitti ki arkası yarın hesabı, mini pembe dizi kuşağı… Lisbeth Salander’ e hayranlığım, bu romanla birlikte kat be kat artmış bulunmakta. Fotografik hafızalı, üstün zekalı, 9 dovmeli, sosyopat, biseksuel hacker. anorksik görünümlüdür ama aşmış boks yapar. cılgın motor kullanır harika kılık degıstırır. polisten , otoriteden ve ozellikle psikologlardan nefret eder. 1.50 boyunda olmasına rağmen, 2.05 lik bir azmana kafa tutacak kadar da hanım ağa’ dır. Kadınların boyun eğdirilmesi, kötüye kullanılması ve kadınlara şiddet uygulanmasına ayar olur. Kendisine karşı yapılan bir kötülüğü asla unutmaz. İntikamını er ya da geç alır. Kuru, çirkin ama müthiş bir cazibesi vardır. Boş zamanlarında fermat’ nin son teoremini çözmeye çalışır. Kuru ve çelimsiz bir vücudu olduğundan, küçükken itilip kakıldığından dolayı dışarıya karşı öz güveni yoktur. Bu yüzden estetik bile yaptırır. Gel gelelim kişilik karakter olarak insanı büyüleyen bir yapısı vardır. Bu kitap da Salanderi çok daha iyi tanıyoruz.
İlk roman da olduğu gibi, Ateşle Oynayan Kızında filmi bulunmakta. Ne yaptık? Tabi ki de izledik. İlk romanın sinema versiyonu gibi bu da pek sarmadı nedense. Belkide Orucun etkisi olsa gerek. Belkide olmasa gerek. Bir gerçek var! O da Salander karakteri romanda ki havasından pek bir uzakta.
Adnan Polat İstifa
Misimovic, İnsua geldi ortalık süt liman oldu. Göz boyama taktikleri. 1-2 hafta önce ki rezil mağlubiyet unutuldu. Karpaty olayı yalan oldu. Bugüne kadar tv lere çıkıp hesap vermeyen başkan, transferler olunca boy göstermeye başladı. Daha dün gibi hatırlıyorum! Fenerbahçe elimizden stoch’u alınca, tvlere çıkıp çemkirmişti. Öyle bir izlenim bırakmıştı ki duyan da Fenere misilleme yapacağız sanıyordu. Aslında günü kurtarmaya çalışıyordu. Hele bir Haldun Üstünel olayı var ki rezillik diz boyu. Ben de dahil herkeste oluşan kanı bizans oyunları fikriydi. Başkan sonraları çıktı tv lere birşey yapacakları yok, yıldız oyuncu yerine yıldız adayı bulmak lazım dedi. Galatasaray önce oyuncularını satacak sonra alacak. İmkanımız neye yetiyorsa bıdı bıdı… Başkan ve çalışanı Adnan Sezgin ellerini neye attıysalar çürüttüler. Baktılar bu iş olmuyor paldır, küldür ilk başta yapacakları transferleri, son ana sıkıştırdılar. Şimdi kurtarıcı diye bekliyorlar. Bu zihniyet aynı olayı daha önceleri de yaptı. Aldıkları kaleci ş.ligi ön elemesinde oynamadı. Çünkü hazır değildi. Ne oldu? Elendik. Stoperimiz yok iken Meira yı elden çıkardık. Ne yaptık? Kewell gibi bir adamı stoper oynatmak zorunda kaldık. Gecen sezon neredeyse 2. sezon tek basına forvet oynayan, hırsıyla sağa olsa sataşan, taraftarın sevgilisi bana göre Galatasaray’ın en iyi adamı olan Keita yı sattık. Çıktık tv lere bu işden nasıl kar ettiğimizi anlattık. Adamlar Serdar Özkanı yolluyor yerine Quaresma alıyor. Biz Serdar özkanı alıp, Keitayı yolluyoruz! Bu nasıl bir mantıkdır. Biri çıkıp bana anlatsın. Pino gibi kapalı kutu adamların göstereceği performansa bakar olduk. Elano yu satabilmek için uefa maçlarında oynatmadık. Sakat ayağı yaptık. BU işi de elimize yüzümüze bulastırdık. Şimdi kurtarıcı diye O na da sarılırız. Aynen Kewell satmak için kırk takla atıp, şimdileri kahramanım diye yollarını gözlemlemek gibi… Hele ki bir Prekazi olayı var ki sorma(bknz). 3 maymunu oynuyorlar. Görmedim, konuşmadım, işitmedim. Hoca basın açıklamasını flemence yapmayıp, herkesin daha iyi anlayabilmesi için İngilizce yapması pek bir manidardı! Uğur’un Ankaragücüne satılıp, sağ bekimizin olmayışı, stoper olan Ali Turan’ ı orada oynatmak zorunda kalışımız ve uefa dan elenmemiz, yıllardır süre gelen kaleci sorunumuza el atılmayışı, Orta saha da ve stoper mevkinde sorunlar yaşamamıza rağmen yeterli transfer yapılamaması. Sezona yarım yamalak başlamamız. Son anda göstermelik transferler. Yeni stadımız şöyle olacak, böyle olacak gibi söylemlerle göz boyamalar. Aslantepe ye gideceğimiz bu dönemlerde yapılan, yürütülen bu yönetim şekli bana tuhaf geliyor. Adnan Polat bana göre bir dediği bir dediğini tutmayan, Galatasaray kulübünün gelmiş geçmiş en kötü başkanlarından biridir. Tüm yönetimi ile beraber tez elden gitmesi dileğiyle. Bu zihniyet ile gelen başarının tamamen tesadüfi olacağına inanmaktayım.



