Asansör de kalıp buna kader demek
Bu sabah asansör de kaldım. Ne yukarı, ne aşağı, ne de kapı acılıyor. Elektrik de gitti. Süperdi her şey. Alarm zımbırtısına bastım çok ses cıktığını farkedince la dedim sabahın körü uyandırmayım kimseyi. Hay Allah’ım öldürcek beni bu hallerim. Ne kadar da düşünceliyim. Neyse hiç panik yapmadan öyle ya da böyle cıktım. Mesela ben hep her şeyin kötüsünü kurarım. Bir bayram günü. Apartmanın çoğu sağ da, sol da geziyor. Kapıcı bile köyüne gitmiş. Asansöre bindin ve elektirikler gitti. Üstelik cep telefonun yok. Al işte sıctın. Bazen teknoloji insanların hayatını kolaylastırdığı gibi zorlastırabiliyor da… Mesela hiç düşündünmü araba hiç olmasaydı, icat edilmeseydi milyonlarca insan belki de kazalar da ölmeyecek, arkasın da 50 misli insan üzülmeyecekti. Bu da şu demek oluyor. Kader bizim elimiz de. Kendi yolumuzu kendimiz çiziyoruz… Hangi Millet den olacağın, Anne, Baba secimi kaderdir. Bilemezsin senin elin de değil. Evlenmeden önce karsına kimin cıkacağını bilemezsin. Bir sürü aday cıkabilir. Kader dir. Gel gelelim sen secersin. Bundan dolayı kader değildir. Ben istesem merdivenleride kullanırdım. O yüzden kendi yolumu çizdim. Bu yüzden her şeye kader, kısmet demek yeri gelmişken söyleyeyim bana sacma geliyor.
Mevlana nın dediği gibi; Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ‘Ne yapalım kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin

