Aralık, 2007 Ayının Arşivi»

Fazıl say göbeğini kasıyan adam

Aydınlık , bilimle olur , üretmekle olur , insanların hayatlarını kolaylaştıracak bir şeyler icat etmekle olur. Sanat , Sanat , Sanat diye başımızın etini yiyorsunuz.Gerçek olan Matematik , Fen gibi bilimlerdir
Muzikle Uygarlık olsaydı Çobanlar Profesor Koyunlarda asistan olurdu Günde 10 saat Kaval dinliyorlar nede olsa. 

Hayır benim anlamadığım nokta hayatında piyano görmemiş adamlar fazıl say türkiyenin en büyük sanatcısı dır diyebiliyor. Birde işin enteresan tarafı her ne hikmetse hepsi yurtdısında bu sözleri söylemeye gerek duyuyorlar. Türkiye islamcı oldu yurtdısında yaşayabilirim artık demesi beni hiç ilgilendirmiyor.Özgür iradesine kalmıs nerede yaşamak istiyorsa yaşar ama almanyalardan katıldığı bir programda göbeğini kasıyan adam diyemez.

Göbeğini kasıyan adam
sırf büyüklük tasladığınız insanları hor gördüğünüz insanlara kuş bakışı baktığınız,insanlara sınıf ayrımı yapıp dalga geçtiğiniz için cezanızı kesti.Bu millet oy verdiği için salak olmustu,beyinsiz olmustu,zaten hepsi cahil denmişti ama yeter artık. Zorunuza gidiyorsa o ayrı mesele…Gözünüz o kadar kin ve öfkeyle dolu ki kendi durumunuzu göremiyor başkalarına saygı duyamıyorsunuz. Takmışlar bir örtüye. Asıl sizlersiniz beyinlerinize örtü takan. Halen ülkece sek,sek oynuyoruz.Olacak o kadar programı ile büyüdüm ben iyi bilirim çağdaşlık ne demek olduğunu…Tıkla

The flock

The Flock ” , ” Richard Gere ” , ” Claire Danes ” ve ” Avril Lavigne ” gibi ünlülerin rol aldığı polisiye aksiyon türü bir filim.”The Flock” adlı gerilimde yerine geçecek olan kadın ajanı eğitirken bir kayıp kız davasını incelemeye başlayan Gere, olayın onu daha önce peşinde olduğu bir suçluya götüreceğini fark eden bir ajanı canlandırıyor. Filim sıkmadan izlettiriyor ama ne bilim işte dedirten bir yapıt. Bu arada filimde izlediğim kız avril’e ne kadar benziyor derken la bu harbi avril dedirten anı’da söylemeden geçmim…

şeb-i arus mevlana

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.” sözünü söyleyen üstün insandır.13.yüzyılın başlarında şimdi adı olan afganistan topraklarında doğmuş olup,moğol baskısı ile konyaya göç etmiştir. Dine kattigi estetik boyutla, dansi, müzigi, siirleriyle günümüze kadar gelmiş olup bu zamanda yaşasaydı büyük bir ihtimalle iltica’cı olarak kabul görülebilecek zat-ı muhteramdır.Her 17 aralik gecesi şeb-i arus, “dügün gecesi” olarak kutlanir.Geçtiğimiz cumartesi abdi ipekçi salonunda seb-i arus etkinliğine gittik. Öyle dalmış bakınırken biraz da sıkılganlık basmıştı. Okunan şiirler bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu. Ta ki mevlebilerin çıkış anına kadar. Gözümü kırpıp bir karesini bile kaçırmaktan çekindiğim bu anı kolay,kolay unutamam. Ey güzel insan toprağın bol mekanın cennet olsun…

Madem öleceğiz neden yaşıyoruz ki

Bu gördüğünüz mezarların her birinin içinde bizim gibi insan yatmaktadır

Onlarda bir zamanlar bizim su anda yaptığımız gibi televizyon izlerlerdi

Sabahları kalkar yüzlerini yıkar kahvaltılarını yapar işlerine okullarına giderlerdi

Onlarında sevdikleri vardı.Beğendiği yıldızlar,aşkını itiraf edemedikleri kişiler vardı…

Onlarında ödemeleri gereken faturaları vardı. Onlarında evi, arabası, sorumlu olduğu yerler, kişiler vardı…

Onlarında yılbaşlarını doğum günlerini özel günleri kutladığı anlar oluyordu….


Yaşadığımız evren çok büyük bir yerdir. Bulunduğumuz gezegen bu evrenin içinde bir kum tanesidir. Hele ki içinde yaşayan bizler bir hiçizdir. Şu bastığım toprağa bakıyorum da fatih sultan mehmeti, Kanuni sultan süleymanı,Atatürk’ü,yutmuş…Roma imparatorluğunu,Osmanlı devletini,adını yazmakla bitiremeyeceğim kadar kavimi helak etmiş… Bu yazımı okuyan kişiler 100 sene sonra olmayacak.Her 100 yılda bir yeni bir kum saatinin başladığı bir dünyada bir gün ölüp gideceğiz. Bu varlık, bu para, bu ihtişam, bu kariyer insanların birbirinden üstün olma yarışı ne diye… 


Madem öleceğiz neden yaşıyoruz ki !