Yeni Ütopik Hayalim

Baknız Efem

Muhtemel İran Savaşı

Aha da ben demiştim demek için geleceğe bir not düşmek istiyorum. İran ile ABD savaşı çıkacak. Yeminlen! Valla bak doğru söylüyorum… Neyse  bunu ön görmek için profosör olmaya  gerek yok. Uluslar arası bilmem ne üniversitesinden diplomayada hiç ama hiç gerek yok. Bir şeyler geliyor bu apaçık belli. Doların durdurulamaz artışı, Ortadoğu kaynaklı sıkıntılar, Suudi Arabistanın son bir iki senedir silah alımı… Örnekleri açıp üstüne bir iki tane de yumurta kırdıkmı kıvamına gelir savaş menümüz.   ABD kıçı kırık Irak’ a tek başına girince almış olsa gerek boyunun ölçüsünü.  Arefin dediği gibi daha fazla, daha fazla paraya ihtiyaç duydu. Ee süper güç de olsan kolay değil bu işler.  İMF, Dünya bankası gibi ticari kuruluşlara ve Dolar basımı gibi bir güce sahip olsan bile bir yere kadar hacı. Bunun tefesi, tüfesi borsası kılı, tüyü var da var…  Borç, borç nereye kadar. Süper Güç dediysek bir yere kadar… Şimdi böyle bir durumda ABD nin yerinde olsam Libya örneğinde olduğu gibi asla tek başına bir hareketde bulunmam. Hem ne gerek var ki! BM ve NATO gibi sacma kuruluşlar benim sözümün altındayken bir karar almak ülkeme getirisinden çok götürüsü olacağına inanırım. Kamuoyunun tepkisini almaktansa kamuoyu denilen güruhu yanıma alıp  savaş kararı almak daha bir akıllıca gelir. Nato denilen 4 harf bir kelimeden oluşan gürühun da yardımı ile düşmanlarımın etrafına barış adı altında füzeler yerleştirir, müttefiklerime uçak, silah, füze zart, zurt gibi hırdavat satarak düşmanımın çevresine istimlak duvarı örerim. Lan canım sıkıldı bugün İrana dalayım bari demekle olmuyor bu işler. Sonuçta karşında ne bir Libya ne de bir Irak var. Irak gibi toplama bir halka, Libya gibi paralı askerlere  sahip değil. Her İranlı az çok Türkler gibi silah tutmayı, atış yapmayı bilir. Sırf bundan dolayı bile İran da kimmiş yeaaa demekle de olmaz.  Gözünü karartsan bile böyle bir durumda sırf santranç tahtası niyetine Çin ve Rusya gibi devleri karşına almanda ihtimal. Böyle bir durumda o zaman en iyisi it dalaşı yapmaktır. Havlayıpta ısırmamak bile aslında bir taktik, oyalanmak açık bulmak için bir tercih olabilir. Burada daha önce bahsettiğim gibi Ekonomik Tetikçileri yollamak işe yaramayacağına göre, geriye iki secenek kalıyor kaos ve savaş…


Sevgili oviçler 2 secenek var. Ya bir Dünya savaşı olmalı. (Öyle deme! Silah satmak da bazen ekonomileri düzlüğe çıkartır).Alan memnun satan memnun hesabı…  Ya da öyle bir olay olmalı ki İran kamuoyu denilen gürüh tarafından bile yalnızlaştırılmalı… Demokrasi insan yahu hakkı lan demek bile işe yaramamalı… Temmuz ayında Londra da gerçekleşecek olimpiyatlara gölge düşer ve bunun altından sözde İran çıkar ise doğacak olan tepkiyi düşünebiliyor musun? O zaman İran-ın yanında Ne Rusya ne de Çin kalır. Aynen ikiz kuleler misali. Niye girdin lan Ortadoğuya dedik mi? Demedik… Şayet ilk 6 ay da bir şey çıkmaz ise gözünüz olimpiyatlarda olsun efendim…  Allah İran’ın yar ve yardımcısı olsun. Etrafında  bu kadar çok çakal toplanmışken işleri hiç ama hiç kolay değil. Unutmayın bu cumhuriyeti kurarken nelerden vazgeçtiğimizi ancak biz biliriz. Hasta Osmanlının avuçta kalan toprakları bile bizleri Araplar gibi rehavet içinde yaşatabilirdi. İzin vermediler. 100 yıllık bir planın sonucunda bu durumlara geldik.  Çanakkale savası sırasında, İngiliz ordusu altında! çarpısan devletler gibi  ülkemin Nato başlığı adı altında İrana cephe alma ihtimalini düşünemiyorum… İngiliz ve ABD gibi sömürgeci ülkelerden dost olmaz… Müslüman, müslümana kafirler istediği için diş göstermez. İnşallah bu durumlar geldiği zaman, kendi kararımızı kendimiz veririz…

Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin…

Yıllardır peşinden çocuksu bir heyecanla koştuğumuz futbol topunun masumiyetini yitirerek kirlendiğini üzülerek kabul etmek zorundayız. Gönül verdikleri renkler ne olursa olsun, pek çok sporseverin de bu hayal kırıklığını paylaştığına eminiz.

Futbolda organizasyon deyince 3-5-2 / 4-3-3 gibi saha içi dizilişleri hatırlayan sıradan insanların; futbol üzerinden haksız menfaat elde etmek için şike, teşvik primi, tehdit, baskı gibi sporun ruhuna tamamen aykırı araçları defalarca kullanmış organize suç şebekelerini ve çeteci zihniyeti hâlâ savunanları anlayış ve olgunlukla karşılaması da beklenmemelidir.

Yemyeşil bir sahada, tertemiz bir topun yuvarlanması sonucu futbolun adaletinin 90 dakikaya sığdığına inananlar, savcılık makamının iddianamesini hazırladığı süreçte hiç olmazsa futbolu yönetme iddiasında olanlardan soğukkanlı ve adil bir çözüm beklediler.

Görünen o ki, gölgede kalmış ilişkilerden, kirli ezberlerden, kökleşmiş önyargılardan kurtulamayanların böyle bir niyeti hiç olmamış.

Özellikle Galatasaray Spor Kulübü’nün Fair Play ve spor hukuku dersi niteliği taşıyan onca sağduyulu açıklama ve uyarısına rağmen, varlık nedenini unutmuş görünen Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun sorumluluktan kaçarak, ülke futbolunu bu hale getiren “olağan şüphelilere” suçun tanımını ve cezai karşılığını soracak olması da nesiller boyu anlatılacak son kara mizah olarak örneği olarak hafızalara yerleşmiştir.

Dillerinden düşürmedikleri endüstriyel futbol teranesiyle maddi çıkarlarının zedelenmesi riskini öne sürerek futbol topunu kirletmekten çekinmeyenler bilmeli ki, maç bileti-kombine kart-lisanslı ürün-şifreli yayın için dekoder satın alarak futbol ekonomisini yaratan ve büyütenlerle, kolayca kandırabileceklerini zannettikleri futbolseverler aynı insanlardır.

Sesiyle, nefesiyle, alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla gönül verdiği kulüpleri destekleyen ve ayakta tutan taraftarlardır, aptal yerine konmak istenen insanlar!

Biz insanları heyecanlandıran ve mutlu eden basit bir oyuna, bunca pisliği bulaştırmış olanlardan hesap sorulmama ihtimalini, birilerinin kulağının üzerine yatarak üç maymunu oynamasını kabul edemeyiz.

Ve buradan, futbolun tüm aktörlerine bir kez daha sesleniyoruz;

Hukukun üstünlüğüne mazeret bulmayın, minareyi çalanlara kılıf aramayın. Futbol oyununu koruyun. Çıkar hesapları içinde bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak artık kendinizi küçük düşürmeyin. Futbolu temizleyin ama önce siz temizlenin.

Bunu yapamıyorsanız, niyetiniz ve cesaretiniz yoksa, biz de yokuz! Bunu yapamazsanız, işte o zaman dilinizden düşürmediğiniz “marka değeri”nin nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz… Ne kadar üflerseniz üfleyin, için için yanan bu ateşin sönmeyeceğini ve önlem alınmazsa elinizdeki pis kokan küllerin para etmeyeceğini de göreceksiniz.

Avrupa’ya hatta dünyaya meydan okuyan futbol takımları hayal eden bizlerin, UEFA ve FIFA tarafından “şikeci ülke” olarak damgalanması ve uluslararası rekabetten yıllarca dışlanması an meselesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu berbat açmaza duyarsız kalması beklenemez. Güzel ve yalnız ülkemize, en azından uluslararası spor arenasında hakkıyla sahip çıkması gereken herkesi de göreve çağırıyoruz.

Büyük Galatasaraylı Tevfik Fikret’in “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin” sözünü hiç aklımızdan çıkarmadan, yalnız çıktığımız bu yolda bizlerle birlikte yürüyeceğinize inanıyoruz.

Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları


RERERERARARA

Yıka Beynini

Yıka beynini kitabını  aslında TV8 programında gördüm. O programı izlemem ile hayatım değişti demeyeceğim. Çünkü sırf meraktan gittim kitabı aldım. Aldım yani 14 lira efendim.  Kişinin kendisini rahatsız eden bir olayı Neuroformat, EFT ve daha bir çok teknik ile düzeltebileceğini anlatıyor. Gördüklerimizin, hissettiklerimizin, söylediklerimizin yaklaşık % 95’inin bilinçaltımızdan kaynaklandığını ve bilinçaltının attığımız her adımda etkili olduğunu, insan kişisini frenlediğini işte bu yüzden bilinçaltı denilen canavarı temizlememiz gerektiğinden bahsediyor. Aslında bir nevi doğruda söylüyor. Gerekli, gereksiz bir çok şeyi atıyoruz hafızaya. Beyin bedava da olsa bir yere kadar arkadaş. Sonra otu, boku takıyoruz kafaya… Daha önce yaşamış olduğumuz travmaları, komplekslere nasıl format atacağımızı anlatıp durup duru yani… İlginç, entresan bir kitap. Meraklısı bu kitabın öğretmiş olduğu teknikler ile hayatını değiştirebilir mi bilemem ama denemekte fayda var derim.

Adın büyük namın büyük

Taşıdığın şerefli yük…

Mini mini bir kuş donmuştu

Dinle

Blog ödülleri

Blog Ödüllerine en son 2009 da bakmışım..  O zamandan bu zamana acaba bir şey değişmiş mi diye yine kayıt olup yarışmaya katılan blog’lara baktım. İçlerinde iyi olanlar elbette mevcut. Gel gelelim Blog Ödüllerine katılan blog sayısı o kadar fazla ki ne ben ne de senin blogları tek, tek gezeceğine inanmıyorum. Geziyorsan şu nu bil ki baya bir sabrın ve boş vaktin olsa gerek. Acıkcası ben daha 1. sayfadayken sıkıldım ve kapadım siteyi. Bu da demek oluyor ki bana oy versene hacı diye kimin sesi yüksek cıkıyorsa o kazanacak!  Sırf tepki olsun diye bloguna bir hıyar koysan, lobi yaparak hakkı olandan daha cok oy toplayabileceğine inanıyorum!


Mesela bir pop star, bir güzellik yarısmasına yüzlerce kişi müracaat eder. Fakat elenip, elenip 10-20 kişi ancak yarısma hakkı kazanır. Malesef blog ödülleri pazar yeri gibidir. Kimin eli kimin cebinde belli değildir. Halbuki 200-400 kişinin olduğu bir yerde 10-20 kişi olsaydı, hadi bilemedin 50 kişi olsaydı oy verecek her kişi orada duran blogları gezme imkanı, arşivini inceleme fırsatı bulabilirdi. Malesef şu anki ortam haksız rekabeti doğuruyor! Bu yüzden de  perşembe pazarına benziyor…Hadi bilemedin Cuma Pazarı o da yetmezse mısır çarşısı.. Peki böyle bir durumda kim kazançlı çıkıyor? Sen mi ? yoksa Blog ödülleri adlı site mi? Bu sorunun cevabını bulduktan sonra Blog Ödülleri adlı siteye bir daha bakmanda fayda var…

Seviyrum seni haçan

Gün görmez penle kaçan

Bir ekonomik tetikçinin itirafları

John Perkins yazmış olduğu ”Bir Ekonomik tetikçinin İtirafları”nı okurken aklıma 1950-60-70-80-90 lı yılların Türkiye’ si gelmedi değil. O dönemlerde Türkiye nin başına gelen olayları anlatmıyor ama baska 3. Dünya ülkelerinde gelişen olayları gördükçe bir insan evladı olarak aha da bunun aynısı bizde oldu dediğim çok oldu.  Dünya bankası ve İMF dayatmaları işin içine süslü, püslü demokrasi çözümleri, göz boyamalar ve sonucunda oluşan bir devletin ödeyemez duruma getirdikleri borçlar. Aslında her şeyin nasıl da şeytani bir plan çerçevesinde işlediğini gösteriyor. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi kendisi bir ekonomik tetikçi. Arkadaş yapmış yapacağını sonra ben pişman oldum hacı yolunu seçmiş. Ülkelerin kaderleriyle oynamış, insanlarının geleceğini yemiş. Gerçi kendisi iyi hoş yememiş ama şeytana servis etmiş. Güzel kadınlar, 1. sınıf geziler, yüksek maaş, diplomatik çevrenin vermiş olduğu güzelliği istemem yan cebime koy demiş. Gezdim, gördüm, yedim, içtim, sıçtım mantığı ile senden benden çok daha kaliteli bir hayat sürmüş. Sonra Johnum Perkinsim  yeter ya la demiş yazmış bir kitap. Anlatmış ne bokların döndüğünü. Halen raflardayken, yasaklanmadan al oku, izle gibi feysbuk çılgınlığı yapmak istemem ama okumanda fayda var derim.   Perkinciğimin küçükken yaşamış olduğu aile içi sorunlarını saymaz isek oldukca kayde değer bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Bir Ekonomik Tetikçi çalışmış olduğu şirketler aracılığı ile devletlere iyilik yapıyor gibi görünüyorlar. Kredi açıyorlar.   Hacı sen yapma boşuna hazırı var mantığı ile  size yol yapalım, Elektrik santrali kuralım, Limanlar, Hava alanları kuralım. Aklına gelebilecek her şeyi biz kuralım. Silah satalım, gemi yapalım, arabandan, sanayine kadar girelim sen rahat ol paketi sunuyorlar.

Bu borçların ön koşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika’yı hiç terk etmez; yalnızca Washington’daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco’daki mühendislik firmalarına transfer edilir. Böylece güzel bir saadet zinciri kuruyorlar. Perkinsim dediği gibi ”Para hiç vakit geçirmeden şirketokrasi üyesi şirketlere (kreditörlere) döndüğü halde borçlu ülkenin anapara artı faizin tamamını ödemesini isteriz. Eğer Ekonomi Tetikçisi çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki birkaç yıl sonra borçlu ülke ödemeleri aksatır. Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz. Birleşmiş Milletler’de Amerika’nın isteği doğrultusunda oy verme, askeri üs kurma veya petrol gibi değerli kaynaklara el koyma şeklinde olabilir bu diyet. Buna rağmen borçlunun borcu devam eder. Böylece küresel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenmiş olur. ” , ” Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat –NSA ve CIA- elemanları) girer. Çakallar hazır ve nazır bekler. Ortaya çıktıklarında devlet başkanlarıdevrilir veya feci “kaza”larda ölürler. Eğer Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi, bir şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve öldürmeye gönderilir.”

Öyle işte arkadaşlar nefes almadan kapitalizmi en son noktasına kadar kullanmışlar. Petrol var ise o ülkeye yapışmışlar. Bazen iyi ki de Petrolümüz yokmuş dedim. Gerçi benim ülkemin geçmişide pek parlak değil ya o da başka mesele. Bu kadar darbe, kriz görmüş bir ülkenin evladı olarak müttefekik ABD ye şükranlarımı iletiyorum. Siz olmasanız biz neylerdik lan? Ya sözde Kominizme geçer yada Şeriatın kucağına oturacaktık. İyi ki yaptınız o darbeleri. Ne güzel insanlarımız öldü Sağ sol ayağına. Benim cocukluğum, gençliğim hep bir problem içinde geçti. Görmedim ben bu ülkeyi sorunsuz. Sağımıza, solumuza, Kürdümüze, Türk’ümüze sıçtınız ettiniz. Uğruna ne yazarlar, ne Komutanlar, ne Siyasiler kaybettik. Her şey demokratik bir şekilde size bağlanmaktan geçiyor.  Halbuki bizlerin uçak fabrikası bile varken, mermiyi bile sizden alır hale geldik. Allah sizin mühendislerinizden razı olsun yoksa biz bu kadar borcu nasıl yapardık! Ölümüne kankayız. Bir gerçek var ki Dünya üzerinde hiç bir İmparatorluk sona kadar kalabilme beceresini gösterememiştir. İstediğiniz kadar hoplayın, zıplayın sonunuz mutlaka diğerleri gibi felakatle sonuçlanacaktır. Bunu görmek için Kahin olmaya gerek yok evladım. Yada olayım lan belki adımız Bulgar kahinin Türkiye şubesine döner…